İlköğretim Haftası Açıklama

Yazar by | Posted in E OKUL | Posted on 23-12-2009

İlköğretim temel öğrenimdir. Yasalarımıza göre zorunlu ve parasızdır. İlköğretim, yedi yaşında başlar ve on beş yaşında biter. Sekiz yıldır.

Okulların açıldığı hafta ilköğretim okullarımızda İlköğretim Haftası olarak kutlanır. Genel olarak bu hafta, Milli Eğitim Bakanlığı’nın radyo, televizyon konuşması ile açılır. Okullarımızda törenler düzenlenir. Törende konuşan okul müdürü ve öğretmenler; Eğitimin ve öğretimin değerini, yararlarını açıklarlar. Okuma – yazma bilmenin önemi üzerinde dururlar. Gerçekten, birey olarak başarılı olmak için en başta okumayı ve yazmayı öğrenmek zorundayız. Bilmediklerimizi okuyarak öğreniriz. Okuma – yazma bilmeyen bir kişinin bilgili olması düşünülemez.

Atatürk’ün özlediği çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkabilmek, ancak bilgi ile olur. Bize yaşam boyu gerekli olan bilgi ve becerilerin temeli ilköğretimde atılır. İlköğretim Haftası; bu gerçeklerin konuşulduğu, ilköğretimin, okuma – yazma öğrenmenin kişiye, topluma sağladığı yararların anlatıldığı bir haftadır.

Kendimize, ailemize, çevremize, ulusumuza, insanlığa yararlı olmak okuma – yazma öğrenmekle başlar. İlköğretimin önemine inanan Atatürk, cumhuriyetin ilanından sonra harf devrimini gerçekleştirdi. Okunması ve yazılması çok güç olan Arap yazısı yerine bugün kullandığımız Türk yazısını getirdi. Harf devrimi sonucu, yurdumuzda okuma – yazma bilenlerin sayısı giderek çoğaldı.

İlköğretim okulunun ilk beş yılı ilkokul bölümüdür altıncı yıldan itibaren ortaokul bölümüne devam edilir. Öğrenimlerini başarıyla tamamlayanlara sekizinci yılın sonunda diplomaları verilir. İlköğretimi tamamlayan öğrenciler, diploma notları göz önüne alınarak Lise veya dengi okullara kabul edilirler. Orta öğrenimini tamamlayanlar sınavlara girerek Yüksek okul veya üniversitelerde öğrenime başlar. Yüksek okullarda ve üniversitelerde öğrenim süresi iki yıldan altı yıla kadar değişmektedir.

Orta öğretime devam etmeyenler, edemeyenler, dilerlerse hayata ve iş alanlarına hazırlanmak için tamamlayıcı, hazırlayıcı, yetiştirici kurslara katılırlar. Sanat okullarından yararlanırlar, ya da bir iş yerine çırak olarak girerler. Kurslarda, işyerlerinde edindikleri becerilerle bir iş sahibi olurlar. Burada kazandıkları para ile aile bütçesine katkıda bulunurlar.

Milli Eğitim Bakanlığı; okuma – yazmayı yaygınlaştırmak amacı ile yetişkinler için kurslar açmakta, bu kurslara her yıl çok sayıda yurttaşımız katılmaktadır. Sonuçta okur – yazar oranımız artmaktadır. Yakın gelecekte öteki ilerlemiş ülkelerde olduğu gibi yurdumuzda da okuma – yazma bilmeyen kalmayacaktır.

İlköğretim Haftası’nda çevremize okuma – yazmanın gerekliliğini, değerini, önemini anlatmalıyız. Öğrenme, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmayı sağlar. Bilgisiz, eğitimsiz insanlar daha çok suç işleme eğilimindedirler. Genel olarak eğitim ve öğretim suç işleme oranını azaltır.

Gün gelecek vatandaşlarımızın tamamına yakını okuma – yazma öğrenecek, okuyarak edindikleri bilgileri günlük yaşamlarında uygulayacak, böylece işlerinde daha verimli ve başarılı olacaklardır.

Kısacası ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün dediği gibi ” İlköğretim davası insan olma, ulus olma davasıdır.”

Devamini oku

Açıktan Öğretim Edebiyatı…

Yazar by | Posted in E OKUL | Posted on 23-12-2009

Haziran ayında okuduğum ve hala şokundan kurtulamadığım bir haber: Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Fevzi Sürmeli’den müjde.

Haberin devamındaki müjde, Açıköğretim fakültesine Türk dili ve edebiyatı bölümünün açılacağıydı. Haber metnine dakikalarca bakakaldım. Hemen Çukurova’daki 4 yıllık zorlu eğitim hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti.

Sonra biraz kendime gelir gibi oldum. Sonra, YÖK’ü yok etmenin en büyük hayali olduğunu söyleyen şimdiki YÖK başkanı aklıma geldi ve hemen şunu mırıldadım: “Sadece YÖK’ü mü..?”

Peki YÖK kurulunda hiç mi eğitim bilimleri uzmanı yoktu? Bütün akademisyenlerin Ölçme – Değerlendirme dersi gördüğünü biliyoruz. Bu profesörler “Çoktan seçmeli testler, üst düzey yetileri (analiz, sentez, değerlendirme vb) ölçemez.”, “Bu testlerde öğrenciler ortaya bir eser koyamaz!” , “ Dilin en önemli unsuru olan kendini ifade etme yetisini geliştiremez. (Bu kişiler dil ve edebiyat mezunu olacakmış..!) gibi ölçme değerlendirmenin temel yasalarını bilmiyorlar mı yoksa?

Şiir, roman, öykü okuyup tahlil etmeden, yazma çalışmaları yapmadan, Osmanlıca metinlerin orijinallerini okumadan, Fuzuli, Nedim divanlarını görüp beyitleri tahlil etmeden geçirilecek 4 yılın sonunda bu kişiler, gerçek edebiyatçıların yanında psikolojik çöküntüye uğramayacaklar mı? Yetersiz bilgi ve donanım ile mezun olan kişiler açıköğretimin diğer bölümlerini de zan altında bırakmayacak mı? Zaten açıköğretim mezunları yetersiz olarak nitelendirilirken açıköğretim edebiyat mezunları bunun en büyük kanıtı olmayacaklar mı? Dershanelerde “yarım öğretmen olarak” 100 TL’ye çalıştırılacaklar. Ne de olsa 1 milyondan fazla işsiz öğretmen olacak; çok olan değersizdir. (Demir ve altın kıyası)

Bu bölümlere 145 puan alarak (240 sorudan 5 Türkçe ve 5 sosyal bilimler sorusu yaparak) yani sadece 10 net yapabilen öğrencilerin kayıt yaptırdığını (kazandığını değil) kayıt yaptırdığını düşünün. İlk yerleştirmede 44 bin küsür öğrenci Türk dili ve edebiyatı bölümüne kayıt yaptırdı. Ek yerleştirmede de bir o kadar kayıt yaptırdığını düşünelim. Şu anda 80 bine yakın kişi ileride edebiyatçı olacağını sanarak milyarlarca lira para harcayacak. Dört yıl sonra bu rakam 300 bin kişiyi aşacak. Edebiyatçı olmak vaadiyle kandırılan 300 bin masum insan ve her birinin ailesini ortalama 4 kişi kabul edersek “en az” bir milyon iki yüz bin (1.200.000) kandırılmaya hazır, potansiyel seçmendir aslında bu..! Yeni açılan diğer bölümlerden de bu kadar olduğunu düşünürseniz herhangi bir partiye en az %15-20’lik fazladan oy getirecek bir kitle..! Sadece partinin kandırabilme kapasitesine bağlı. Kömür burada pek sökmeyecek gibi. Önce örgün öğretim ile eşit olma vaadi gelecek, sonra formasyon verme vaadi, sonra öğretici olabilme, sonra dershanelerde öğretmen olabilme vaadi, sonra özel okullarda, sonra devlette sözleşmeli… Ama hep vaat olarak kalacak, her dört yılda bir seçim sloganına alet olacaklar..!

Şimdi sadece iki şahsı çok merak ediyorum: A. Ü. Rektörü ve YÖK başkanı. Bu iki kişi acaba yüzbinlerce kişinin hesabını nasıl verecek. Bu yazıyı okuyacaklarından eminim. Sonra tehditler birbiri ardına gelecek… Ama o milyonlarca insanın kaderi yine değişmeyecek…

Devamini oku